Anam, söz unutulur; yazı unutmaz derdi! Unutmamak için, bir vesika olsun diye yazıyorum. Lütfen yazıyı da yumşak bir tonda okuyun.
Resimde ki insan benim amcam! Baba yarım. Babam var iken bir parça yakındık ama; Babam gittikten sonra hiç elini üzerimden eksik etmedi. Haftada bir kaç kez iş yerine uğrar, hâl hatır eder, durumumu kontrol eder, işlerine dikkat et oğlum der, öğütlerini verir giderdi. İstisnasız her gördüğümde elini öper saygıda kusur etmezdim. Babam da çok saygı duyardı Mustafa abisine. Dedem’den sonra evin direğiydi. Sertti! Ama, çok mertti. Napıyon oğlum, nasılsın diye girerdi işyerine. Her sözü bir tecrübeydi. Allah’ım, ondan razı olsun.
Son sekiz sene onu çok yormuştu. Hem kendi çocuklarının hem de bizim başımıza gelenler çok yormuştu. Yurt dışına çıktığım ilk seneler, ömründe kolay kolay göz yaşı dökmemiş Mustafa Çelik, göz yaşlarına hakim olamadığı için benim ile konuşamıyordu. Dayanamıyorum ben, konuşmayayım diyordu telefon uzatıldığında. Sonra sonra alıştı. Konuştuğum zaman ki ekran görüntülerinin fotoğraflarını aldım.
Babam’ın en kıymetli abisi dün Hakka yürüdü…
Acıyı yaşamamayı bir kez daha gördüm. En yakınlarından birisi dünyasını değiştirmiş ve sen nasıl bir his boşluğuna düşüyorsun yine gördüm. Cenazenin videosunu çekin dedim. Tabutu, defni görmek istiyordum. Acı boğazında düğünleniyor. Üzüntün bile yavan kalıyor. Yaşamadığın her duygu bir yara oluyor içine. Bu da öyle oldu!!!
Yorum bırakın