Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana görüp görebileceği en heyecanlı seçim dönemini geçiriyor. Yirmi küsür senedir iktidar’dan bir türlü inmeyen Erdoğan ile bu kadar yıpranmış iktidarı, beceriksizlikleri ve de öyle icap ettiğinden dolayı indiremeyen muhalefetin kıyasıya mücadelesi ile. Her yarışçı kendinin daha milliyetçi daha dindar daha dürüst daha bir çok özellikleriyle, seçilmeye layık olduklarını seçmene izah etmeye çalışıyorlar. Bir şekilde iktadar’a gelebilmek için söylenecek söylenmeyecek her türlü söylem ile ipi göğüsleyip iktidara ortak olmanın peşindeler. Fakat; siyaset dediğimiz meslek (meslek diyorum çünkü; kazanç kapısı olduğundan dolayı) ne milliyetçilik ile ne dürüstlük ile ne de dindarlık ile veya siyasetçilerin kendilerini pazarlamaya çalıştıkları hiç bir özelliği barındırmalarını ihtiyaç duyacakları bir mecra değildir. Yazıyı uzatmadan şöyle bitireyim; adayların hiç birisinin dindarlıkla, dürüstlükle, milliyetçilikle işleri yoktur. Tek dertleri; kendi ceplerinin şişkinliğini artırmak, statü olarak ta milletvekili olmuş olmanın mutluluğunu yaşamaktan başkaca bir şey değildir. Yani; alayı bildiğiniz yalancı. Bunların içinden herhangi birini seçebilirsiniz! Farketmez…
Yorum bırakın