HİÇ İŞTE HİÇ…
Ayrılmaya karar verdiğim yerlerden öylesine hızlı soğuyorum ki. Yarın çıkabilecek olsam çıkarım. Her şeyi batıyor artık. Nasıl bir motivasyonsa? Bir yerde işim bitti ise; en iyi yapacağım şey ordan ayrılmak! Diğer türlü sürdürülemiyor. Tok karnına yenilen bir yemek tadında. Fazladan ve de ağırlık yapıyor. Elin varmıyor bir işe. Ayağın istemeye istemeye gidiyor. Bir de yaşın verdiği farklı düşünceler. Tekrardan mücadele! Umarım burdakin’den daha kolay olur. Yedi senedir yazıyorum. Eski yazdıklarımla karşılaştıkça içim sızlıyor! Yaşadıklarımı tekrardan hatırlamak ve bu gün hâlâ bir arpa boyu yol alamadığını görmek çok üzüyor. Sene, iki bin’de yazmayı bırakmıştım. İki bin onaltı’da geri başladım. Eskiden yazdıklarım ajandalar’da olduğu için kaybolup gittiler. Son yedi senedir yazdıklarım hâlâ benim ile beraberler. Kaybolmamalarına büyük özen gösteriyorum. Fakat; şunu biliyorumki, yazmayı bıraktığımda anlaşılır ki tekrardan sosyal hayatın içine girmişim demektir. Bırakmayı geçici de olsa çok isyiyorum. Sonra vaktim olur ömrüm yeterse; şöyle okkalı bir roman yazmak istiyorum. Başka türlü yazı yazmayı hiç sevmiyorum. Yazı; yalnızlık!
Her çıkışımda çok ağır ruh haline bürünüyorum. Çıkmaya yakın eski yaşadıklarım gözlerimin önüne geliyor. Gözlerime yaşlar hucum ediyor. Şimdi bile schipol çevresinde gece yarısı çalışırken geçen sene çocuklarla yaptığımız İtalya gezimiz aklıma geldi. Ruhum derin düşüncelere, gözlerim önü alınmayacak yaşlara durdu. Bu çıkış ta zor olacak. Bu gün’den ağlamıyacağım diye kendime sözler veriyorum. Ağlamamalıyım diyorum. Çok üzüleceğim kesin! Dik bir şekilde çıkacağım burdan. Ağlamadan! Gittiğim yer çok ta dibi görünmeyen bir kuyu değil. Bunu düşünüp rahatlıyacağım biraz. Hatıralar, çocuklarım aklıma geldikçe yer çekiminin bana gösteremediği çekme gücünü hissederek yaşayacağım. Bu Hollanda bana neler yaptı bilmiyorum. Bende, ilk girdiğim günden bu güne kadar ne değişti? Ben kim oldum? Ancak burdan çıkınca anlayacağım. Arbade’nin içinde neticeyi kestiremiyorsun. Ama; ömrümde yaşadığım en zor günlerimdendi! Mülteci kampı, dil kursları, yazmak istemediğim dört senelik serencame, koşular, zor koşullar altında bedeni işçilikler, yazılar, yazılmayanlar aklıma gelmeyen ama; geldikçe burnum’un direğini yıkacak hatıralar. Çok yanarım buraları hatırladıkça. Çad da zordu! Fakat; burası başka bir insan başka bir kimlik ile yaşamaya çalıştığım yer olarak aklımda kalacak. Şu an buraya ait hissetmiyorum kendimi. Ay yüzünde ki astronot gibiyim. Yer, beni çekmiyor. Ben, yerden uzaklaşmaya başladım. İçimde ki nefesi öyle bir boşaltıyorum ki; sanki el freni çekilmiş ford kamyon gibiyim. Bundan yirmi yedi sene önce Kırgızistan’da “Hiç işte hiç” diye yazılan yazının aynısını bu gün dünyanın yine bir köşesinde Hollanda’da yazıyorum! Hiç işte hiç! Gayelerimin, hayallerimin özellikle hizmet kavramın’ın suya düşüp değerini katbettiği günlerin aynısı. Yine uzak ve bilmediğim yerlere doğru bulunduğum ülke’den ayrılmak zorunda hissediyorum. Ayrılmanın neticesinin ne olacağını bilmediğimden yazmıştım “hiç işte hiç” diye! Yine neticesinin ne olacağını; nereye, neye yelken açtığımı bilmeden yola çıkacağım. Korkarak mı veya endişe ile mi? Bilmiyorum! Sadece, yer değiştirmenin hem de bu değişikliğin bir ülke olması çok kolay olmayacak onu biliyorum. Bu yazı da bir “HİÇ İŞTE HİÇ” yazısı olarak kalacak…
Yorum bırakın