Yazı, bir tecerrüd. Ruh’tan ayrılış. Beden bir yerde, düşünceler yersiz, yurtsuz. Kimlik, kişilik, şahsiyet; bir urba gibi çıkartılır, düşünceden geriye kalan et yığınından. Her yazı bir yükseliş! Sonsuzluğa uzanan helezon. Yaratıcı da, kullarına; yazı ile seslenir. Tevrat, İncil, Kur’an! Yazı, bir devirden tüm devirlere sesleniş. Devir, daim etse de; insan aynı insan. Doğar, büyür, ölür! Yazı; kaideler kadar kaidesizlik te eder ihtiva! Tüm kaideleri yıkacak kadar güçlü. Gandhi, Lenin, Bediüzzaman. Vucut, ameliyedir! Düşünce, yön! İşçiler ekmek parası derdinde. Yön verenler, gelecek! Hiçbir kalem sahibi, kendi yağıyla kavrulmaz. Herkesten bir parça! Değildir derdi, günü kurtarmak. Olabilirse; geleceğe sağlam bir kazık çakmak. Sağlam, sarsılmaz. Başka kaidelerin yıkamıyacağı! Heyhat; geriye kalan sadece bir et yığını.
Sorarlar, sual ederler! Ne yazıları bana, ne de beni yazılara yakıştırırlar. Doğrudur! Yakışmayacak kadar yakışıksızım. Lakin; ben, bunları bedenim ile yazmıyorum. Düşüncelerim de ara sıra uğruyorlar. O zaman, ben; bende olmuyorum. Düşüncelerim’in peşinde bir o yana bir bu yana savrulurken oluyor bunlar! Ceset, düşünceden arta kalan. Yazı, düşünce’nin çocuğu. Benim değil!
Yorum bırakın