Yol ararsın! Yollar, çıkmaza vardığında. Çıkar yol bulmak için. Karanlıkta, el yordamıyla bir yitiğini arar gibi. Yokladığında anlarsın, dokundukça farkedersin: kayıp olanlar bulunmaz. Gayptır onlar. Önüne bakarsın. Veya; öyle zannedersin. Gözlerini, zihnini bir türlü söküp alamazsın geçmişten. Kalbin değişen ritimleri anlatır, yolun çıkmaza doğru yol aldığını. Anlamların, anlamsızlaştıklarını. Geçmişin rüzgarları dudaklarına yalar geçer. Islak bir sonbahar günü gibi. Terden ıslanmış alnını, elinin tersiyle siler; mendilini çıkartırsın ensendeki terleri silmek için. Ne de zormuş dersin! Öyle deme der birisi. Kolay de ki, kolay olsun. Yalvardığın halde olmayanları hatırlayınca, demekle olduğu günler gelir hatırına. “Gün, hükmünü yaşar”prensibini kendine şiar edinen adam; sen, ne aziz bir insandın. Yolu yolda anlarsın. Akibet; yola çıkamayanların yaptığı hesap. Yolculuk, herkesle yapılmayacak kutsal.
Birikir, suyun kurnada biriktiği gibi hatıralar. Taştığında görünür su. Yoksa renksiz kokusuz. Gelir, durur önünde yığınla fotoğraf. Altı seneyi aşkın bir zamandan geriye kalan. Taşanı görürsün! Taşmayanlar; kurnada kalanlar. Hâlâ kokusuz hâlâ renksiz…
Yorum bırakın