Aile terbiyesinin üstüne alınan devlet terbiyesi, onu; konuşmalarında daha itidalli yapıyor. Söyleyeceği şeyleri kırk imbikten geçirdikten sonra sarfediyor. Dinleyecisi ben olsam bile. Bazan; yükselen tansiyonuna rağmen, sesinde ki tonlama titreşimleri değişse de; vurgu ifade eden sertliklerde değişim olmuyor. Bütün bu olanlara rağmen hâlâ sakin, hâlâ dengeli.
Olaylara hislerini katmadan, profosyonel bakış tarzıyla yaklaşıyor. Bu millet, batı coğrafyasında ki milletler gibi ne zaman kendine gelecek? Ne zaman başını kaldırıp yapması gerekenlerin farkına varacak? Yoksa; dünya yansa benim bir tutam otum’a bir şey olmasın türküsü mü çağıracak? Hep başını toprağa mı gömecek? Söylemlerine yansıyan asilzade kelimelerin altını hiç doldurmayacak mı? Mantık melekesini hiç kullanmayacak mı? Soruların ardı arkası kesilmezken, soramadıklarını da bakışlarından anlıyordum…
Ahmet Altan’ın; ey kavmim, sen ki peygamberini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin şiir’i aklımıza geliyor. Sessizleşiyoruz! Sanki bütün sorularımızın cevaplarının saklandığı bir mahfil gibi!
Yorum bırakın