Sürgün…
Zorla topraklarından çıkartılmak. Ölümü gösterip kaçmaya razı kılmak. Toplum nezdinde şeytanlaştırıp; toprağından, toplumundan uzaklaştırmak. Sürünsün diye sürgüne göndermek.
Yazı, okkalı olsun istiyorum. Bir cümle, yüzlerce mana barındırsın. Sürgünü anlatmaya yetmesin kelimeler! İçimi dışıma çevirmişçesine anlatmak istiyorum. Sürüldüğüm, sürgün günlerimi. Çaresizce, ülke aramak için çıktığım yolculuklarımı. Acemice yeniden hayata başlama çabalarımı. Cümleleri baş aşağı tutup anlatmak istiyorum. Kan, tepesine yürüsün cümlelerin. Benim, beynim’in döndüğü gibi onların da dönsün. Sadece yazıp geçmekle kalmasın harfleri. Yan yana gelirken tren kazasında üst üste çıkan vagonlar gibi üst üste çıksınlar. Harfler ya yere yapışsın, yada hepsi göğe doğru uzansınlar. Anlarlar işte o zaman sürgünün ne demek olduğunu. Cümleler bir türlü anlamıyorlar. Ya da anlamamazlığa vuruyorlar. Ama; ben biliyorum onlara ne yapacağımı. Belki o zaman anlamaya başlarlar. Benim, bütün kimliğim değişti, biraz da onlar yamulsun bakalım. Belki hakkıyla bir yazı yazmak için herkes daha bir intizamlı davranırlar. Harfler yerli yerinde durur, kelimeler; cümlelerin önünü açar. Ya da; hepsi benim gibi karanlığa gömülür. Işığın, bir hüzme bile görünmediği sim siyah karanlıklara. Ya da; karanlıkların bir kağıt parçası gibi yırtılacağı günleri aramak için düşerler yollara. Her darbesinde ışığın içeriye amansızca dolacağı. Yırtılan karanlıklar, ışığın önünden kaçar gibi kaçarlar. Her ne olursa olsun ışık, karanlığı boğar.
Altı sene oldu. Altını üstüne getiremedim daha buraların. Ama; inancımı da hiç kaybetmedim. Bir gün duyarsanız buraların altı üstüne gelmeye başlamış, anlayın ki; Adil buralara alışmış…
Adı üstünde “SÜRGÜN”…
Altıncı sene
Yorum bırakın