Toplum mühendisliği

Toplum mühendisliği diye bir mühendislik bölümü hiç olmamıştır. Zannımca da hiç olmayacaktır. Fakat hiç bir mühendislik; toplumu böylesine de istismar etmemiştir. Nabız şeker ilişkisini gayet bilirler. Toplumun sinir uçlarını, kırmızı çizgilerini, hassasiyetlerini iyi bilir ona göre şerbet ayrlaması yaparlar. Sürekli kamuoyu yoklamalarıyla piyasaya sihirli iksirler sunmakta üstlerine yoktur. Toplum tepkisini bir nokta da toplayıp, fünyesi çekilmiş el bombası haline getirirler. Ve fünyesi çekilmiş bomba şarapnelleri, düşman adlettikleri insanların ya canını acıtır yada canını alır. Ve bunların hepsini yazılı veya görsel medya araçlarıyla yaparlar. % 60 oy oranıyla seçilen bir başbakanı idam sehpasına götürecek şartları bile bir kaç gazete manşeti ile sağlarlar. Medya idda eder; ispatla yükümlü değildir. Bir röportajda İshak alotona 60 darbesi sorulduğunda şöyle diyordu; Biz gazetelerden takip ediyorduk, ne olduğundan haberimiz bile yoktu. Medya böyle bir silah, kime doğrultulursa onu bitirir. % 60 oy ile gelmiş bile olsa.

Toplum deyince yakın geçmişte yaşadıklarımızdan dolayı hep aklımıza Türkiye toplumu gelir. Ne kadar vefasız çıktklarından bahisler açar; kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı anlatırız. Halbuki biz onlar için neler yapmıştık. Bırakın kötülük yapmayı, iyiliğimizin dokunmadığı insan yoktu. Nasıl olmuştu da bunlar bize en adi yaftayı yapıştırmıştılar? Terörist!

Hizmete, cemaat denmesini bile içimize sindiremezken, paralel diye bir tabir çıkarıldı ki, hiç üstümüze almamıştık. Bir de son olarak şu terörist yaftasını da yapıştırdılar ya bize; vay anam vay. Sizler, tabanda ki olanlar; suçsuz, saf söylemiyle başlayan söylemler, tiyatro darbe sonrası; suçsuzsanız çıkarsınız veya suçu yoksa niye kaçıyora dönmüştü. Bu bilincin oluşması için 32 televizyon kanalı, 58 gazete ve binlerce facebok ve twiter hesapları devreye sokuldu. Aramızda ki çift taraflı çalışan zemin hazırlayıcılar da cabası. Sonrası hepimizce malum olan yeni yaftamız: TERÖRİST.

Kızmak ta sonuna kadar haklıyız; insan uğruna her şeyinden vazgeçtiği, sevdalısı olduğu bir toplumdan böyle bir tepki alınca daha çok üzülüp tabir yerindeyse kahr oluyor. Bir çok ülkelerden çıkartılmışızdır ama bunların içinde ikinci olarak bizi ençok yaralayan yerlerden biri de Afganistandır. Halbuki kendileri bile vatanlarını terkederken biz oralara gidip okul, eğitim demiştik. İnsanın canını en çok yakan darbe, sevdiğinden aldığı darbedir. Senegalden çıkardılar. Oradamı kapatılmış dedik. Mali de okullar devir edilmiş diye duyduk. Nerdeyse bütün diğer yerlerde tepkilerimiz böyle oldu. Fakat sevip gönül verdiklerimiz yapınca çok ağrımıza gitti.

Suçlama ve isnad etme sağanağı hala üzerimizden geçmiş değil ve devlet aklı bizi o ülkede işlevsiz hale getirdiğine ikna olana kadar da devem edecek. Halka kırgın ve kızgınım; herkes gibi. Fakat mantık dairesine vurulduğunda, önümüze konulan bu ayrıştırma hamlesi çok aşikar gözükmekte ve buna nasıl direnilir diye hesap yapmaktan da kendimi alıkoyamıyorum. Ayrıca hizmetteki birliği bozmak için de sanki bizim herşeyimiz bilmiyorlarmış gibi itirafçılık diye bir müessese oluşturup, bizide birbirimize kırdırmaktan da geri durmuyorlar. Birinci hamle Türkiye ile olan hissi ve manevi bağlarımız koparmak, ikincisi de birbirimiz arasında ki. Her ikisini de az, çok başarılı bir şekilde sürdürüyorlar. Bu ayrıştırma ve baskı süreci beş sene devam edecek dediğimde kızanlara; şimdi iki sene kaldığını söylemek isterim. Kolay değil; toplumun büyük bir kısmının destek verdiği böyle bir yapıyı sonlandırmak onlar için de çok zor oluyor. Mücadelelerinden de asla vazgeçmeden devam ediyorlar. Hiç bir şey yapamazlarsa korku atmosferini en üst noktada tutmak istiyorlar. Belirli bir süre sonunda elbette bitecek. Ayrıştırma ve düşmanlaştırmanın tam yıkımını o zaman görmeye matuf olacağız.

Son dönemlerde kendimize sorduğumuz sorulardan biri de; Bu halk ne ara bu kadar kötüleşti? Bu kadar kötüleşme süreci, bu kadar kısa zamanda olmaz. Anlayacağınız üzre eskiden de üç, aşağı beş yukarı aynıydılar. Fakat ne olursa olsun bizim köklerimizin kaynağı da aynı toplum. Biz duygusal bir toplumuz ve hissi duygularımıza çoğu zaman engel olamayaız. Düşmanlıklarımız bir kaç tatlı sözle sonlanacak kadar kısadır. Her ne kadar bize bunca zülme rıza gösteren halkın; en küçük af ricasın da bile çok rahat bir şekilde onları affedeğimizi düşünmekteyim. Aynı ağacın farklı dallarıyız. Şimdi bana kızmakta haklısınız fakat on ila onbeş sene sonunda fikirleri en katı olanlar bile bu noktaya gelirler inancındayım…

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın