Öldük

Bismillah;

Öldük…

Evet; yaşanılan bu değişiklik ancak ölümle anlatılabilecek kadar benzerlik gösteriyor. Ölümü rivayetleden biliyoruz. Ruhun bedenden ayrılıp; mezarda başladığı haline kadar bildiğimiz, hayat mertebesinin değişimi. Bu; bildiğimiz ismiyle ölüm. Adının duyulması bile soğukluk ifade eden her nefsin tadacağı, ruhun dünyalık hayatındaki son durağı.

Bizim halimizin tasviri, ölümle benzeşen tarafları; ölümün soğukluğu kadar soğuk olması, yerin altına değil de üstünde; dilini, tabiatını tanımadığımız bir yerde, sanki ölmüşüz de yeni bir hayata başlamışız gibi.

Öldük…

Ve yeni bir hayata başladık. ihtimaller, permutasyonlar dahilinde hesaplansa böyle bir sonucun çıkma ihtimalinin bulunmadığı yeni bir hayata. İlkin ki kolaydı. Sıfırdan başladığımızdan dolayı beklenti ve arzular zamanla değişerek devam ettiğinden, farkında olmadan bazan bizim küçük dokunuşlarımızla; bazan da sevki ilahiyle, hayat bizim için ilmeklerini dokuyarak devam etti. Örülen ilmeklerin atkı ipleri bizden önceki nesiller tarafından hasırlar şeklinde döşendiği için; ilmekler rahatlık içinde; güle oynaya dokunması kolay oldu. Fakat; kendi, adı soğuk olan ölümden sonra ki hayat gibi, umulmadık zamanda, umulmadık şekilde gelen bu yer değişimi, ölüm kadar olmadığı kesin, dünya hayatı adına açık bir ölüm.

Çıkmamış candan ümit kesilmez diyerek canımızı çıkartmak istercesine yaptığımız her hamlenin akim kalması; sanki mezarın altında ruhunu teslim etmiş bir bedenin tepkisinden öteye gitmiyor. Uzanmak isteyipte, ulaşılamayan her gayenin gözlerimiz önünden; duman misali dağılması, yerin altındaki ruhsuz bedenin yaşayamayacağı ruh sıkıntılarına düçar ediyor.

Öldük…

Veya ölmeden önce öldük. Ya da ölmeden önce ölmek için öldürüldük. Varlığımızla yokluğumuz arasında hayata yansıyan aksimizin dürülüp elimize verildiği gibi; gölgesiz kaldık. Gölgemiz bile yansımıyor yerin yüzüne. Güneş bile doğmuyor ruhunu içinde barındırdığını idda eden cesedimize. Ne şavkı kaldı ay’ın ne de yağmurların ıslaklığı. Beden ile ruh; aytılsakta herkes huzura ersek beklentisinde. Ne onun, ona. Ne de berikinin, öbürüne bir katkısı yok. Birbirlerine yaptıkları ağırlıktan başka.

Öldük…

Bir tek dünyaya ait vermediğimiz hesaplarımız kaldı. Ya da ölmeden önce kendimizi ölmüş gibi sorguya çekmeye başladık. Sorduk; sorulacak olan soruları. Veremedik; verilmesi gereken cevapları. Daha şimdiden ölmeden, öldük. Veremeyeceğimiz cevapların korkusuyla. Düşünce ve fikrin çilesini yaşarken, yaşamın tadını alamadan öldük. Ağırlık yapan beynin sorgularından öldük. Her gün, her saat, azar, azar; parça, parça öldük. Bir anda hep birden ölemedik. Ölümü yudum, yudum içtik…

21.12.2019

NL

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın