Bismillah;
Memleketim…
Kızıyorlar bana; ne diye bu kadar özlüyorsun köyünü. Çıkartılarken Köyünden Peygamberimiz (sav); Mekkeye dönüp” kavmim Beni burdan çıkartmasaydı senden çıkmazdım ey Mekke” diyerek ayrılıyordu köyünden. İnsanın mayesinin oluştuğu toprağa iştiyak duyması kadar tabi bir durum olmasa gerek. Ayrılırken göz yaşına hakim olamaz insan. Sevdiğinden ayrılır gibi ayrılırsın. Bir şeyler kopar yüreğinden. İskametin önüne doğrudur ama; gözün hep arkanda kalır. Ne sen, ondan ayrılabilirsin ne de o, senden.
Her çıkışımızın bir dönüşü olurdu memleketimize. Sabah çıkar akşama dönerdik.Olmadı bir kaç gün, bir kaç ay sonraya.Ama mutlaka dönerdik. Bayramlara, düğüne giderdik.
Bu çıkışımda dönemeyeceğimi veya uzun bir müddet dönemeyeceğimi bilerek çıktım. Bir gece vakti girmiştim köyüme en son. Eşyalarımızı, ışıkları yakmadan bir hırsız gibi, telefonun lambasının ışığında toplamıştık. Belli etmemiştik geldiğimizi. Görmemeliydi kimseler. Kimselere görünmeden de çıktık. Gecenin karanlığında nereye çıkacağımızı bilmeden uzaklaştık köyümüzden. Seni, sen yapan toprağın bağrından sökülüp kopartılırcasına. Sökülen bir ot, bir ağaç gibi bir parçan yine de toprakta kalıyor. Kökün, canın, yüreğin kalıyor. Ne aklından atabiliyorsun ne de kalbinden. Seni, sen yapan maye, benliğinde kalıyor. Fakat kaçarcasına uzaklaşıyorsun köyünden, geçmişinden. Kaçarcasına gidiyorsun, karanlık gecenin bilinmez ufkuna. Karanlık; kollarını açıp seni bağrına basıyor. Siyah ve soğuk.
Köyümü özlüyorum diye kimse kızıp, gücenmesin bana. Sizde yoklayın kalbinizin derinliklerini. Orda sıcak bir şeylerin olduğunu hissedeceksiniz. Dokunun ona, memleketin mayalı hamur gibi kokan, kokusunu alacaksınız. Papatyalarının, kırlarının huzuru akacak ruhunuza. Memleket diye çarpacak kalbiniz. Biraz daralacak, biraz bunalacak; ama aşığını düşünen maşuk gibi huzur bulacaksınız.
Hangimiz köyüne gittiğinde şöyle elini cebine koyup salına, salına yürümenin hazzını unutabilir. Memlekette yürümenin tadı bile başkadır. Tanıdıklara selam vererek katedelen caddeler. Sonra saç traşını bile eski tanıdık berbere göre ayarlayıp, memelekete gittiğimde kestiririm demeler. Her şeyimizi köyümüze göre ayarlardık. Ora bizimdi, bizde o toprakların çocuklarıydık. Kimse kızmasın bana. Şimdi oralar değişti demeyin ne olur. Değişen; tekrar değişir. Ben, biz değişmedikçe memleket değişmez. Yüreğin en sıcak en nadide yerinde durur köylerimiz.
Memleketlerinin bağrından koparılan her ciğeri yanık insan türküler yakmış memleket üstüne. Söyledikçe özlemi geçmemiş ama; göz yaşlarına boğularak huzura gark olmuştur. Sesler, yanmış yüreğin kokusunda ızdıraplarını notalara dökmüş. Dert, çile, gurbet kokan notalara…
Toprak; kendinden sana verdiği parçasını istercesine seni yine kendi bağrına ister. Nerde ruhunu teslim edersen et; kilometrelerce yolu katettirip kendine geri getirir. Sen, bendensin der. Bırakmam seni başka yerlerde. Toprak; kendinden parçasını başka yerlerde bırakmıyor.
Anlama ve anlamlar dünyası olan bu hayatın en anlamlı bir parçasıda topraktır……..
Yorum bırakın