Babam-anam

Babam ve Anam

Ayrılmanın rüzgar’ının soğuğunu, 2005 te hissetmeye başladık. Bir şeyler ters gitmeye başlamıştı Babamda. Ne olduğunu anlamamız, biraz zaman aldı. Fakat bir kaç doktor gezdikten sonra anladık ki; Babam’ın beyninde tümör varmış! Ben yanında olduğum için endişe ve korkularım diğer kardeşlerime göre daha azdı. Onlardaki korkuyu biraz hafifletmek için; endişeye mahal yok; Babanızı getiriyorum sizlere diyerek, Babamla yola koyuluyorduk. Önce Kütahya’ya; Kadir abimin yanına, sonra İsranbul’a; Arslan abim’e. Görünürde Babamda bir şey yoktu ama; tümör beyni’nin yarısını işgal etmişti. Normal şartlar altında bu durumda ki bir insanın ayakta durup hayatını idame ettirmesi mümkün değildi. Fakat Babam; bu şekilde beş sene daha devam etti hayatına.

Babamla, ben hayatı biraz ti’ye alırdık. İşin hep muzip tarafından bakardık. Bir tanıdığımızın tavsiyesi üzerine gittiğimiz, prof ünvanlı bir doktorun, Babamın MR’larını gördüğünde, şaşkınlık içerisinde Babama bakarken, önce ben; korktunmu doktor?dedim.Sonrasında Babam; ölecekmiyim? yoksa diyerek bombayı patlatıyor, ikimiz de gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk. Doktor bizim rahatlığımız karşısında bir şok daha yaşarken; Babama; hemen ameliyat olmasını söyleyebiliyordu. Biz ise tebessümler içerisinde; konuyu değenlendirip size döneceğiz diyerekten yanından ayrılıyorduk. Sonrasında bulduğumuz doktorlarla görüşerek böylece hayatımıza devam ediyorduk. Hiç korkutmamıştı dünya O’nu. Hiç bir zamanda enerjisinden bir şey kaybetmemişti. Bazan küçük aksaklıklar yaşasada; istikrarında hiç bir değişiklik olmadı. Enerji dolu olduğu gibi etrafına da ışık saçardı. Beyninin yarı tarafı tümörle dolu bir insanın ayağa bile kalkmaması lazım iken; O uçuyordu. Farklı bir fıtrattı benim Babam. Babamızı çok sevdiğimizden dolayı bütün evlatları “ben, Babam’ın oğluyum demekten büyük onur ve gurur duyardık”.

Babamda bazı aksaklıklar gözle görülmeye başlayınca; Arslan abim, kardaş, Babamı ameliyat ettirelimmi? Diye soruyor; iyi bir doktor arkadaştan bahs ediyordu!

Ben ise; sen bilirsin abi,bakalım inşallah diyerek, olayı biraz daha olgunlaştırmaya çalışıyordum kafamda. Doktor arkadaşla görüşülüp Tarih alınıyor, biz de Babamla İstanbul’un yolu tutuyorduk.Mayıs ayı’nın 25’i sene 2010. Ameliyatımızı oluyorduk. Ameliyat elbisesini giydirip Babamı götürdüklerin de, kaldığımız odanın kanepesine kapanıp hüngür, hüngür ağlamaktan kendimi alamıyordum. Ameliyatın ne kadar sürdüğünü şimdi tam olarak hatırlamıyorum. Bir günde yoğun bakımda kaldıktan sonra, odasına getirdiler Babamı. Ameliyat olduğunun farkında değildi Babam. Abimle beraber ikna edene kadar biraz uğraştık. En sonunda; inanmıyorsan gel aynaya bak dediğimizde; Ayna’ya bakarken, kafasının durumunu gördüğünde “doktor bizi kabak gibi yarmış ya la” diyordu.Böyleydi benim, Babam.Biz, O’nunla hayatı hep ti’ye alırdık.

Ameliyattan sonra bir kaç gün daha kaldım. Buğday biçimlerinin Türkiye’nin güneyinde başlamasından dolayı telefonlarım susmuyordu. Babam bunu fark ediyor, oğlum hadi sen git ticaretine bak diyordu. Ben, O’nu duymazlığa veriyor.Amaan Baba sen de diyordum. Ticareti de ti’ye alıyorduk dünyayı da. Fakat Babam ısrarcıydı; hadi yürü işine bak sen diye yineliyordu. Anlaşılan Babam’dan kurtuluş yoktu. Israrlarına dayanamayıp yola düşecektim ama; iç dünyam ve ruhum buna müsade etmiyordu. Bir kaç gün daha oyalasam da; en son mecbur kalıyordum. Abim de; sen git kardaş ben buralardayım diyordu. 650 kilometrelik yolu ağlayarak gittim desem abartmış sayılmam herhalde. Dilimde “ ben, Babamı bu halde bırakıp nasıl giderim çığılığı”. Ben ağlarım.Hem de bağıra, çağıra ağlarım…

6.10.2019

NL

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın