Anam-babam

Bismillah;

Anam ve Babam;

Anam için hayat ikiye ayrılır: Babamla ve Babamsız. Her ne kadar Babamla iken pek geçinemeseler de; yokluğundan sonra iki lafından biri; Babam hakkındaydı. Bir elmanın bir yarısı Babam iken; diğer yarısı Anam dı. Birbirlerini tamamlayan özellikleri vardı. Birde; kırk sene evli kalmış olmanın getirdiği, birbirlerine karşı alışkanlık. Anam son dönemlerinde Babam’a “hacım” derdi. Babam gittikten sonra da “hacım” dedi; başka da bir şey demedi. Çok iyi anlaşamasalar da, birbirlerini çok severlerdi. Birbirini sevmek için çok iyi anlaşma ihtiyacının olmadığını, ben onlarda gördüm.

Anamla, ben; Babam’ın gidişinden sonra daha da yakınlaştık birbirimize. Ben, O’nun hem akıllı, hem deli oğluydum. En yakınından, en uzağına kimselere ihtiyaç bırakmadan her dileğini yerine getirmeye çalışırdım. O, benden razıydı; ben de Ondan. Bütün yavruları duasını alırdı ama; senin duan ayrı yavrum derdi. Anaların duası yavrularından ayrılınca (Anam ve Babam için “ölmek” fiilini hiç bir zaman kullanmadım) bitermi diye merak ediyorum. Sanki sekiz aydır duasız kalmış gibiyim. Dua sağanağım kesildi de; yağmur altında nasipsizmi kalıyorum diye hep endişeleniyorum. Dünya, dua üstüne kurulu yavrum derdi, Anam. Her işin dua ile hâl olacağına bütün ruhu ile inanırdı. Anam’ın benim için akıllı oğlum diye adlettiği yönüm; Anam’ın duasının yansımasıydı belki de.O dua eder, benim işlerim de rast giderdi aslında. Duasız mı kaldım acep diye aklıma geliyor? Ayrı kaldığımız iki sene boyunca günlük yada iki güne bir mutlaka teknolojinin bir nimeti olan görüntülü konuşmalarla birbirimize doyardık.

Irakta kaldığımız dönemlerde oraya da getirmiştik, Anamı. Gelmişti ama ayağında yara ile gelmişti, Anam. Topuğunda meydana gelen iltihabı almışlardı. Şekerinden dolayı da iyileşmesi zaman alıyordu. Günde dört, beş kez şekerine bakıyor o’na göre insülin enjekte ediyorduk. Şekerine bakmadığımız zamanlarda Anamla iki lafın belini kırıyorduk. Süleymaniye’nin sıcak esen rüzgarlarında. Balkona çıkıyor manzarayı süleymaniyeyi izlerken; aklımıza ne geliyorsa konuşuyorduk. Havadan, sudan, gelecekten, geçmişten, Babamdan, Babasından, özellikle eskilerden. Biraz da gıybet ederdik. Allah affetsin. Ne yapalım bizim oraların adeti. Etmezsek uyayamayız işte. Olanı söylüyom derdi, Anam. Babam ise olmayanı söylersen; o zaman iftira olur der; biraz kızgınlığını ifade ederdi.Laf bitip te; Ana uykun geldiyse şekerine bakayım da hadi yat derdim. Şekeri düşük çıktığında; Anam’a, iğneye gerek yok desem de, doktor öyle diyor, sen doktordan iyimi biliyon deyip bildiğini okurdu. Sonra şekeri gereğinden fazla düşer; yavrum gelele bana bişiler oluyor deyip te yanına vardığımda; şekeri atmışlara düşmüş bir insanın nasıl olabileceğini tahmin ediyorsanız o durumda buluyordum, Anamı. Yüksek dozajda helvayla olayı çözüyor; Anacığımı geri normal haline getiriyorduk. Benim doktorluğumu kabul etmiyordu ama; acil yardımı da benden başkasından istemiyordu. Kızım ismini, Anamdan aldı. Aynı Babaannesi. Hiç bir sözümü dinlemiyor ama; her işini bana gördürüyor. Oğlum da ismini Dedesinden.

Anam dört ay kadar kaldı Irakta. Abim, olabilecek sıkıntılardan dolayı Anamı gönderelim kardaş dedi. Ben de; peki dedim istemeyerek. Ama haklı çıkmıştı. Abim’in kaçırıldığı dönemlerde Anam orda olsaydı, hayatında tarifi imkansız bir yara açılırdı Anam’ın. Havalimanları yapılan refamdumun bir sonucu olarak çalışmıyordu.Anamı Zaho’ya kadar getirip, orda Türkiye tarafından gelen sınır taşıyıcılarına teslim ederek geçişini sağlayacaktık. İstemeye, istemeye götürdüm Anamı. Bir petrol istasyonunda buluştuğumuz insanlara, Anamı teslim ediyor, yüz yüze son vedamız olduğunu bilmeden; görüşmek üzere diyorduk birbirimize……………..

Son ayrılığımızdan geriye, Anam’ı bindirdiğim araba giderken çektiğim bir kare kalıyordu, bana. Zaho’nun tozlu ve petrol kokan havasından.

16.10.2019

NL

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın