Bismillah;
Maddenin üç hali gibiyiz. Katı, sıvı, gaz. Katı halde ve metafizik gerilimini kaybetmeyenler şu anda içerde gün sayıp tahliye günlerini bekleyen; medresei yusufiyenin talebeleri. Sıvı halde bulunanlar; hali hazırda Türkiyede bulunup katılığını kaybetmiş, bir bidonun içinde ki su misali, her türlü çevre şartlarından, en küçük sallantıdan etkilenen konumunu belirleyememiş; içerde değil, toplumun irdeleyici bakışları arasına sıkışmış, kafasında ki sorulara bir türlü cevap bulamayan grup. Benim gibi yurt dışına çıkmış, bir şekilde geçmişine sünger çekmeyi göze almış, bir bilinmeze yelken açmış, fakat geldiği ülkede steril ortamın verdiği psikolojik rahatlıkla, kendine yeni bir habitat oluşturma gayreti içerisinde olan, fazlasıyla kendi derdinde, Türkiyede kileri az buçuk düşünen, nerdeyse havaya karışacak kadar gaz haline gelmiş zümre.
Birbirlerinin dertlerini yakınlık ve tanıdıklık miktarıyla dertlenen; yeni bir yapı. Bisiklet turları, arabaların üstüne çocuk resimleri yapıştırarak vicdanını rahatlatma gayreti içerisindeki, gaz olmaya yüz tutmuş insan topluluğu. Neydik ne olacağız derdinde ki beklentili ve mücadeleli hayat içinde; yaşananlardan sonra, yaşanılacak muhtemel musibetlere karşı kendini korumaya almak isteyen, bir avuç aşım, ağrısız başım diyen; geldiği yerdekilerle anlaşamamanın muzdaripliği. Yerli, yersiz; milli, gayri milli tartışmaları. Jenerasyon kopukluğu gibi iletişim kurmaktaki zorluklar. Hayatı yaşadığı pencereden gören iki farklı kesimin, farklı yansımaları. Var olmak için yeniden mücadele etmeye çalışan kendi toplumundan kaçmış bir avuç mülteci. Çok aşağıya verdim değilmi? Buralara çıkanları. Yok daha tam vermedim biraz daha söylesem de olur ama; söylemeyeyim daha iyi. Bir manyak lazım bunları söyleyecek. Malesef o manyak ta benim.
Hala başına bu dertleri kimin sardığının farkında olmadan medet diye batılıların merhametine sığınan mantık fukaraları. Kendi ülkesinde en güçlü olduğunu zannettiği günlerde netice alamadığı yöntemlerin aynısıyla çıkış yolu bulma derdi. Neticesinin ne olacağını hesap etmekten çok tirübünlere hoş görünme gayreti. Var ise veya kaldı ise pazarlık edilecek bir masa, onu kullanmaktan çok; hala şovenist tutum sergileyenler.(Bu masa tayiple değil). Ne yeni yapılanmaya ne de yeniden yapılanmaya değil; günü kurtarmaktan öteye gitmeyen söylem sahipleri. Söz ve söylemleri havaya karışmaktan öteye gitmeyen; gaz halindeki insancıklar. Berbere giren adamın; saçının rengini sorduğu gibi, hala önüne düşenleri görmeyen miyoplar.Çok ağır oluyor söylediklerim. Farkındayım fakat; biri de, deli gibi söylesin bunları. Biri belki bir ışık yakar herkes çevresini görme şansı yakalar. Yada herkes birden bir ışık yakar. Yada hep beraber ışık yakanın boğazına sarılır, hep beraber karanlıklar içinde, kimse, kimsenin, hiç bir şeyini görmeden yaşar. Cahillik ve karanlık kadar insana huzur veren bir şey yoktur. İkisinde de bilmez ve görmezsin. Biri fikir diğeri göz körlüğü verir.
Sebebleri göz ardı ederek yaşamayı adet edindiğimizden dolayı; sebebsizce hareket etmeyi marifet saymak şiar olmuş. Fakat sebebe o kadar bağlanın ki görenler sizi esbabperest zannetsinler diyen kişinin sözüne inat. Ve işinizi o kadar Allah’a bırakın ki; sebebleri hiçe sayıyormuşcasına çizgisini ihlal ederek. Bir ipin üzerindeki cambazın dikkatinde hareketlerle. Kalkıştığı işin azametinin farkında olmadan; yapılan her plansız hamlenin ulaşacağı noktanın, ipten düşen cambazın sonu gibi olacağını kestiremeyen idraksizler. Bu güne kadar ördükleri çorabın bir yenisini daha örmekten dur olmayacaklar. Eğer kalkıştığın iş; bu denli kapsamlıysa, yapacağın plan da o denli olmalı ki; akibet cambazın ipten düştüğü olmasın…
Yorum bırakın