Bismillah;
Ben de isterdim normal bir insan gibi emekli olup hayatımı öyle devam ettirmek. Fakat nasip olmadı derken; mahsun bir tebessüm çöküyordu çehresine. Bunları unutmak; ömrümüzün sonuna kadar mümkün değil derken, tebessüm değil acı çöküyordu göz bebeklerine. Susuyor veya susmaya çalışıyordu. Söyleyeceklerini kendi bile kaldıramıyordu anlaşılan. Söyleyince, hafiflemiyordu da. Söylememeyi tercih ediyordu. Belki ağlamak istiyordu ama; onu da erkekliğine yediremiyordu. Acıya ağlanılmaz; olsa, olsa katlanılır diyordu hal diliyle. Mütebessimdi; fakat tebessümleri çok manidardı artık. Acı, ızdarap kokuyordu. Dudakları tebessüm için gerildiğinde, hüzün soluyan yağmur taneleri gibi hemen büzüşüyordu. Zor geliyordu hayat. Sürdürülmesi gereken bir mecburiyetten öte bir şey değildi. Anlaşılmayı veya anlaşacak birini aramıyordu. Elinde, kendine ait kalan hayatı bir şekilde devam ettirme gayreti ve çliesi vardı, beklenilmedik şekilde değişime uğrayan hayatı.
Unutamayız diyordu, hayır. Her zaman aklımızın bir köşesinde duracak bunlar. Çıkmayacak. Ta ki; akıl bu bedenden çıkıncaya kadar. Ölüm sessizliği bir hayat. Oyuncakları elinden alınmış küçük bir yavru çaresizliğinde. Sağa, sola bakıp yalnız kaldığını anlamak. Tutunacak bir dalın etrafında kalmadığını, nehrin ortasında çaresizce etrafına bakarak anlamak. Çevren, sana; sen, çevrene anlamsızca yabancılaşmak.
Kararsızlıklar içinde; kararın sana en yakın olanını uygulamaya çalışmak.
Unutamayacağız ama; unutmaya çalışacağız. Veya unutmaya çalışmak zorundayız, diyordu. Diri bir beyin, akıl dolu zihin. Elbet bunların da üstesinden gelir. Her ne kadar unutmak mümkün olmasa da…
14.5.2020
NL
Yorum bırakın