TÜRK MİLLETİ

TÜRK MİLLETİ !!!

Coğrafya bir kaderdir! Kimse milletini veya ülkesini seçemez. Herkes inancına göre bu kaideyi kabullenir. Budist’i, hırıstıyan’ı, mecusu’si, yahudi’si,ateist’i, müslüman’ı vb…

Din’inini seçebilir, ailen’den, akrabalarından memnun değilsen yeni çevre oluşturabilir, hayatına dair her türlü değişikliği yapabilirsin. Beğenmemeye başladığın elbiseni bir daha giymez, eskiyen ayakkabını değiştirebilirsin. Sana yamuk yapan arkadaşını bir kalemde silebilir bir daha adını bile anmazsın. Fakat; milliyetini veya doğduğun topraklarını inkar edip değiştirme şansın malesef yoktur.

Bir millet’e ait olmak, bir toplum’un ferdi olmak kişiyi ne yüceltir; ne de alçaltır. Ne de kimseye milliyetinden dolayı aşağı bakmak kimsenin haddi değildir. Bir millet tamamiyle iyi tamamiyle kötü diye bir kavram kesinlikle mümkün değildir. Beşer olmanın verdiği insani vasıfların hepsi, her millet’in fertlerinde bulunabilir.

Tarih kitapları’nın iddasına göre orta asya’dan gelmişiz. Anadolu topraklarına yolculuğa çıkmadan önce gözlerimizde bulunan çekiklik, yolculuğumuzun son durağı olan anadolu bozkırlarına gediğimizde; hiç birimizin cemalinde esamesi kalmayacak şekilde bizleri terk etmiş. Öyle uzun bir yolculukmuş ki anlaşılan. Bizim, bize ait özelliklerimiz bile bizi terk etmiş.

Bin yıl önce gelip otağımızı kurduğumuz bu topraklarda büyümüş, küçülmüş elimizde kalan son toprak parçasına da Türkiye ismi verilerek hayatımıza kaldığımız yerden devam edip gitmişiz. Sonrasında yeni ülkemizde bizden olmadığına inandığımız hiç bir millet veya ırkı orda yaşayıp nefes almasına bile tahammül edemeyecek kadar milli duygularla donatılmış bir milleyetçilik duygusuna kendimizi kaptırmışız. Yetmiş iki milletten müteşekkil Osmanlının torunları! Ya sevecek, ya da terk ettirmeye zorlamışız geri kalan tebayı. Ya boyun eğeceklerdi bizden arta kalanlar, ya da boyunlarını kopartmak la korku salmışız. Biz yeni bir millettik ve bizden gayrisi ya yok olmalıydı, ya da bize tâbî. Tüm dünyaya bedeldik çünkü. Bizden gayrisi de kim oluyordu. Sadıka-i millet olan Ermeniye haddin bildirmiş; baş kaldıran aleviyi yerle yeksan etmiştik. Hem, kürt te kim oluyordu ki. Yakar, yıkar; mahfederdik hepsini.

Yeni bir millettik. Islah edilmediğin de; illet olabilecek bir millet. Milli duyguları; cebi’nin menfati kadar, dini duyguları işine geldiği kadar olan kökünü inkar eden bir millet. Yeni filizler le toprağın bağrına şitil atıp ayakta kalmanın yollarını arayan millet. Attığı her şitil de kiminin boğazını sıkan, kiminin gözünü çıkartan. Sabrı bilmeyen, vefa yı unutan, kendinden başka herkesi düşman bilen, nesebinin nasipsizliğini yaşayan yeni bir millet. Hakim olamadığı hırs ve gayzına; bazan evladının bile gözünün yaşına bakmadan harcayan, gözünü kan bürümüş bir millet. Yaşatmaktan çok, yaşamayı hedef seçmiş; menfaat sınırlarının çizgilerini, ufkunun görebildiği en uzak noktaya koymuş, kendinden gayrısına hayat hakkı tanımayan, imkanı olsa en yakınını bile bir kaşık suda gözünü kırpmadan boğacak bir millet. Islah edilmediğinde illet olan bir millet.

Kim olduğunun farkında bile olmayan, iddâ dan öte bir refleksi bulunmayan, kendi içinde birbirine düşman bir millet. Dünya’yı tanımayan, kitap okumayan ama; her şeyi bilen ve fikri olan bir millet. Geçmişiyle kopuk, geleceğinden bi haber, karanlığın içinde, uçurumların kenarında dünya’ya ahkam kestiğini sanan ahmak bir millet. Ahlak anlayışını sadece apış arasına sıkıştıran. Sözü sohbeti yalanlarla dolu, yalanı marifet sayan hayatını bereketsizce yaşayan bir millet. İnsan’ın kadrini bilmeyen, bildiği tek metâ mal, mülk ve paradan öteye gitmeyen, kazancını paylaşmak için değil, sadece gösteriş malzemesi olarak kullanan; hem kendine, hem de çevresinde kilere hayatı yaşanılmaz hale getiren yeni icat edilmiş gibi taze ama güzelliğe dönük hiç bir fonksiyonu bulunmayan, yetmiş iki milletten arta kalan artık bir millet…

Ve her şeye rağmen biz bu milletten neşet etmiş, o toplumun bir parçasıyız ve değiştiremiyoruz…

19.4.2020

NL

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın