İş hayatı…
Bazan şöförlerden biri işi bıraktığında; kendim binip gittiğim olurdu tırlardan birine. Çok çalıştığımı zanneder ve Anam’a nazlanırdım. Kime nazlanabilirdim ki zaten. Çok çalışıyorum ben, Ana gı diyerekten. Anam da; senin çalışman da ne var; Baba’yın çalışmasının yanında seninki’nin lafı bile edilmez der; Babam’ın eski halinden bahis açardı. Kurban Bayram günü taksi ile müşteri taşımaya çıkıp ta gelmediğini, akşama kadar kurbanı kesmeye ha geldi ha gelecek diye beklediklerini, pantolonuna bağlayacak kemeri bulamadıklarını, başkalarının biçerine şöför gittiğini anlatır, sonrada; senin ki çalışma bile sayılmaz derdi. Olsa da Anasından başka kimi vardır ki bir çocuğun nazlanacağı; ben yine de ona nazlanırdım. Şimdi nazlanacak birini bulamamanın yokluğunu yaşayarak.
Zamanın döndüğü; şartların çok değiştiği, durumların başkalaştığı şu günlerde çalışmak fiil’ini hiç bu kadar işlevsel bir hale getirdiğimi hatırlamıyorum. Yönetimsel veya düşünsel çalışmaya alışmış nazik bünyem, mesai kavramının tamamiyle alt üst olduğu hali hazırda ki duruma adaptasyondan öte sadece riayet ediyor. Çalışmam gerektiğine inandığım için çalışıyorum. Nerdeyse bazan 16 saat. Bazan sabaha karşı eve gidiyorum, bazan sabahı işyerinde karşılıyorum. Gün ile işimiz; kalkınca işyerine gitmek. Bitince eve gelmek. Şimdilik sergüzeşti hayatım böyle akıp gidiyor. Böyle durumlarda insanın nazlanacağı birine ne kadar da ihtiyacı oluyor..
18.09.2020
NL
Yorum bırakın