Yeni bir kitaba başlayamamıştım. Dilim ile damağım’ın arasında bıraktığı tadı başka bir kitapta bir türlü bulamıyor, başladığım bütün kitapları yarım bırakıyordum. Çok etkilemişti “Anna Karanina”. Roman sona yaklaşırken, bitmesini istemeden fakat; sonunda ne olacağını merek ederek, ürkek duygularla, her an yeni bir sarsıntıyla okuyucuyu sallayan yazar’ın ne yapacağının belirsizliği içinde “Anna’nın, Vronski’ye ömrünün sonuna kadar unutamayacağı darbesini, bir balyoz gücünde indirmek için, gelen tren’in altına kendini bırakmaya hazırlanırken; bir ara elbisesine takılan ayağından sonra sayfaya devam edememiş; bir iki sayfa sonra devam etmek zorunda kalmıştım. Olacak olanlara dayanmamıştı yüreğim. Devam ettiğim yerden anlamıştım “Anna; yapmıştı yapacağını”. Ondan sonrası sönük kalmıştı roman’ın. Hâlâ etkisi üzerimdedir. Türklerde bu etkiyi oluşturan yazar ise Ahmet Altan olsa gerek. Anna’dan sonra okurken aşağı yukarı aynı duyguları yaşatan fakat en etkili darbesini son sayfaya ve roman’ın en etkisiz görünen karekteriyle indiren Ahmet Altan. Hediye’yi sessiz ve sakin bir şekilde aramızdan aldı…
Yorum bırakın