Aşk

AŞK…

Bundan yüzyıllar önce yaşamış hiç bir zengini, para, altın sahibini kimse hatırlamaz. İnsanlık tarihinde yeri yoktur, varlıklı olmanın. Ama; aşıklar asla unutulmaz. Leyla ve Mecnun deyip olayı kılişe bir hale sokmayacağım. Aşıklar işlerini aşkla yapanlardır. Tutku sahipleri. Mozart, Bethofen, Itri; müziği aşkla yapmışlar. Aşkla yapılan her iş insanı yüceltir. Schubert, hasta yatağında yatarken bitmeyen senfonisini bitirmek için kalkıp bitirdiğine dair söylenenler; müziği karşı aşkını gösterir. İnsan işini aşkla yapmalı.

İnsanlar makam mevki sahiplerini hatırlamazlar. Gazali’yi, Bediüzzaman’ı, Deniz Gezmiş’i, Mevlana’yı, Şems’i, Yunus’u hatırlarlar. Aşkla yapmışlardı bu insanlar yaptıkları şeyi. Aşk, insanın kendinden geçmesidir. Aşk, insanın kendini hiçe saymasıdır. Aşk, bazan başkalarının varolabilmesi için; yokluğa kanat çırpmaktır. Aşk kafaya girince; akıl baştan gidermiş derler. Tam da o hâl. İnsana aklın luzumunun kalmadığı yer. Yaptığı işle bütünleşmesi. Tasavvufta son nokta: Fenafillah…

Bazan, dava denilen kafasında oluşturduğu mefkureye, bazan fani’nin, bir fani’ye, bazan de “ballar balını buldum, servetim yağma olsun” diye etrafında dönmeye başlayanların bulduğu; Baki’ye.

Dünya’nın mayesi aşktır. Her kim yaptığı, mefkure edindiği, hayellerine koyduğu şeyi aşkla yaparsa neticesi her zaman için insan üstüdür. Her ne yapıyorsanız Aşkla yapın. Mutlak surette doğru hedefe ulaşırsınız…

“Aşıklar ölmez Yusuf’um; ölen cesetmiş” derdi, Kuşçu.

Gece, gece uyku tutmayınca yazıyorum. Ne yapayım…

8.10.2020

NL

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın