ZULÜM…
Bir olayı anlamak için; sosyolojik veriler ele alınıp, toplumun verdiği tepkiler incelemeye konularak; neden ve niçinleri sebepler açısından incelenir. Temelde kişi merkezli araştırmalar, netice olarak; toplumun davranış biçimi olarak ortaya çıkar. Bireysel manada karşıda ki insanı anlamaya; kendini o’nun yerine koymaya; empati denir! Bir insan karşıdakini anlamaya veya onu mantık denkleminde bir yerlere oturtmaya çalışırken, kendi iç dünyasında ki tecrübe ve mikyaslarıyla analiz etmeye çalışır. Fakat; ömrünüz boyunca hiç tecrübe edip uyguladığınız ruh ve davranış şekli değilse, bunu yapabilmenin imkansızlığı ortaya çıkar! Kendinizi karşıdakinin yerine koymaya çalışırsınız. Bir türlü zihninize oturtamazsınız! Mesela; Her dönemin zulümkârlarından nasibini almış, Risale talebelerinin; sessiz kalmalarının yanı sıra bir taraftan da yapılan zülme taraftar olmaları, hangi sosyoloji vaya empati ile açıklanabilir acaba? Risale talebelerinin şemsiyesinin altına bütün dindar cemaatleri de ekleyebilirsiniz. Diğer tarafa bir
şemsiye açacak olursak; oraya da, insan hakları savunucularını, liberallari, sol tandanslı bütün görüşleri alabilirsiniz. Sabah, akşam; Allah’ın huzuruna çıkıp secdeye kapanan insanların; kadın, çocuk( en masum olmaları hasebiyle) demeden hangi mantık ve dayanakla hapishaneleri bu insanlarla doldurmalarını, sonrasında vicdanları rahat bir şekilde evlerine gidip, çocuklarına ahlak dersi vermelerini hangi sosyolojik açıklama karşılar? Siyaset, tüm dünya üzerinde menfaat ve yalan kombinasyonları üzerinde yürütüldüğünden dolayı; onları bu denkleme alıp sorgulamaya bile ihtiyaç yoktur! Dönem itibariyle; zulmün taşeron kısmını alanlar; başta tayip olmak üzere akp hükümetidir. Fakat; gerçek sahipleriyle alakalı kimse net bir şey söyleyemez. Günü geldiğinde de onların nasıl bir akibetle son bulacaklarını da hep beraber müşahade edeceğiz. Bu güne kadar bizim tarafımızda ki sosyolojik açıklamalar; eskiden beri gelen düşmanlık, haset ve korku. En çok ta korkunun etkinliğinden bahsedildi, Yoksa; yarın kendileri de maruz kalacaklar endişesi, vicdanlarında ki onulmaz yarayı kapatıyordu. Cesur yürek yürek diye az, çok herkesin izlediği, sıradan bir köylü olan William Wallace’un (Vilyım Volus) hikayesini anlatan filmi bilmeyenimiz yoktur! Öncesinde sade bir köylü olan Wallace; önü alınmaz zülmün karşısında, bir tek kişi olarak durşunu sergiliyor. Dünya’nın baş belası milletine karşı! Bu gün; ben de baş eğersem, yarın ne olacak diye. Yediyüz yıl sonra yapılan filmde ki karekterin her hareketini de, hayranlıkla izlemekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Bize göre; gavur olan bir adam’ın. Kimin gavur olduğu da malesef; çok su götürür bir mesele zaten. Wallace’nin duruşunu sosyolojik açıdan ele aldığımızda; basit bir denklem ortaya çıkar ve çok rahat bir şekilde açıklaması olur. Etki’ye karşı tepki diyebilirsiniz. Veya, vicdan muhasebesinde kendisini gelecek nesillere karşı sorumlu hissetmesi de olabilir. En değer verdiği insana el uzatılmasını da ekleyebiliriz. Liste uzatılabilecek kadar uzatılır. Çünkü içinde az bir şey insanlık nüvesi barındıran her insanın verebileceği tepkisini ortaya koymuştur, Wallace.
Peki; Kendini son dinin temsilcileri olarak adlandıran, hatta ülke olarak son kale oldukları iddasında da bulunan; muhafazakarından, dindarına; bir cemaate bağlı olduğunu idda edeninden, etmeyenine; azıcık insan nüvesi bulunan, kendini müslüman diye adleden, bir tek birey malesef yokmuş! Diğer taraftan şemsiyenin öbür tarafındakileri de unutmadan. Ve bunun sosyolojik açıklamasının karşılığını da hiç kşmse; haset, eskiden beri gelen düşmanlık veya korku diye açıklamasın. Bunun karşılığı olsa, olsa kansızlıktır. Çünkü bunca hadise karşısında tepkisiz kalmanın açıklanacak başka bir yönü yoktur…
Yorum bırakın