Tüccarlar’ın tecrübeleri, ne parayla ne de başka bir ölçü birimiyle kıyaslanamayacak kadar kıymetlidir. Hasan abi ile karşılaştık bu gün. İlk karşılaşmamızın üzerinden iki buçuk sene geçmiştir. Nasılsın dedi? Dudakları hafif mütebessim. Hâl hatırdan sonra, koluma girip; ne satıyorsun, işler nasıl diyerek durumları sordu? Konuşmaktan çok o’nu dinlemeyi yeğeliyordum aslında. Öyle de oldu. Namaz kılmak için üst kata çıktığımızda muhabbet derinleşmiş, hiç unutamadığım bir hatıram diyerek bahsedeceği tecrübesini aktarıyordu. Toptancılığa yeni başladığı günlerde (arabanın yarısı boş olurdu diyor) bir Faslı’nın deposuna gittim. Yok mu satacak bir şeyler diye sorduğumda? İki palet zeytini gösterdiğini ve gayet ucuz fiyat çektiğini söylüyordu. Dört euro’ya alıp yolumun üstünde ki genco markete uğradığımda altı buçuk deyip altıya bıraktığını; sonra başka birisinin de genco marketten aynı saat içerisinde yedi buçuğa aldığını; bir kaç gün sonra bir markette on bir liradan indirimli diye satıldığını gördüğünü söylüyordu. Tevazusunu elden bırakmadan; ticareti sana anlatacak değilim ama; ticaret bu diyordu. Bu gün herhalde imkanlarının sayısını bilmiyordur. Kırmızı kart yemeden sahada kaldığın müddetçe, nasip seni bulur cümlesi de günün ticaret sözlüğüne geçen söz oldu.
Yorum bırakın