Onsekiz sene önce; Adana’da portakal bahçelerinin içinden geçerken haberi geldi! Muharrem Berçik ile buğday almak için Çukurovayı arşınlarken. Annem’in sesi geliyordu telefonun diğer ucundan. Yavrum diye başlardı cümleye. Yine öyle yaptı.
-Yavrum, Yozgattan geliyoruz diye devam ederken cümlesine; sesine, heycanı yansıyordu. Babam ve bir tanecik Eşim de yanında olduğu halde, konuşmasına aynı heycanla devam ediyordu; bebeğiniz olacak yavrum; dediğinde sesinde ki heyecanın kaynağını anlamaya muaffak oluyordum. Gayri ihtiyari yanımda ki arkadaşıma dönüp tebessüm ettim. İnsan’ın; o anda ki tebessümü çok farklı oluyor. Kaynağını belirleyemediği bir duygu hormonu, böyle yapmana sebep oluyordu. İlk kez yaşadığın bir duygunun, vucut üzerinde daha önce tecrübe edilmemiş bir tepkisi. Yanımda ki arkadaşım da, bakışlarımda ki şaşkınlığı anlamışçasına, hayırdır der gibi; o da tebessümüme eşlik ediyordu. Konuşma bitip te; hayırdır diye sorunca? Baba oluyorum diyebildim. Hafif mahçup, haddinden fazla mutlu bir şekilde.
Daha o gün; adı belliydi, Dağıstan! Doğum gerçekleştiğinde herhangi bir süprizle de karşılaşmadık. Dağıstan.
Dünya’nın sevgiye yoğunlaştığı gün; dünyaya geldi yavrum. Bir sevgiliye verilecek en kıymetli hediyeyi vermişti canım Eşim. Ve bu gün, hayatım’ın en anlamlı hediyesinin onyedinci yaş gününü kutladık. Adana’da duyduğum haberin, Zaandam’da onyedincisini kutlamak nasipmiş. Beyfendi bir delikanlının, babası olmaktan bahtiyarım. Rabbim bahtını güzel eylesin. İyi ki doğdun, iyi ki benim oğlumsun. Birtanecik Yavrum.
Yorum bırakın