Baba Mesleği

Irak, İran’a gittiğinde bir ay’a yakın eve gelemezdi. Yollar uzun, geceleri karanlık olurdu. Savaş vardı oralarda. Petrol’ün olduğu her yede olduğu gibi. Yüksek karlar, doğunun kaderiydi. Tıpkı, coğrafyasından gelen kaderi gibi. Yollar ıssızdı, kimsesizdi! Azığını dorsenin altında ki dolab’a yerleştirirdi. O zamanlar bu günler gibi değildi. Yol yalnızlıktı. Ne bir dinlenme tesisi ne de konaklayacak bir yer. Bir küçük tüp, tava bir de çaydanlık; dolab’a konulandan yapılacak yemekler pişirilirdi küçük tüp’ün üstünde. Hiç bir evde pişmeyecek kadar tatlı yemekler. Yerken, bazan yutkunmaktan boğazına takılacak olsalar da. Hedefe varıp, yükü boşaltıp geri dönmek olurdu hayalinde; eşine, çocuklarına. Şimdi ki gibi değildi yollar. Çetindi, mücadele doluydu. Ekmek parası zordu, geçim kolay değildi. Bir de ödenmesi gereken bonilerin (taksit) var ise; yüzünde, kafanda yaralar çıkardı. Derdini çekerdi ödeyeceği her kuruşun. Çok dürüst olunca, böyle oluyordu. 26-280 tır’ın çektirdiği kadar 19-190 kamyonda çektirmişti ona. Hiç tat vermemişlerdi Babam’a. Bilmem ki nedendir; işlerimiz yoğunlaştığında -kendi nakliyen için araba alsana oğlum demişti bana.

Sevemezdim amma; en son razı olup almıştım bir kaç araba…

Şimdi mi? Evet şimdi yine o yollardan geçiyoruz. Baba mesleği deyip direksiyon sallamaya başladık yine. Gece üçte kalkıp yollara düşülen yollar. Sabah’ı arabada edâ edip, güneş’e merhaba denilen yollar. Baba mesleği; eskimeyen en kıymetli zenââttir…

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın