En son ne zaman, nerde; yüz yüze görüştük, hatırlamıyorum! Yozgat’a taşındıkları günden beri hep oralarda buluşuyorduk. Haber edemeden çıkmıştım ülkemden.
Ülkeden çıktıktan iki sene sonra görüşmeye başladık. Biraz içerde kaldığını, şimdilerde çocuklarının başında olduğunu söylüyordu. Üç senedir, azami iki haftayı aşmıyordu görüşme sıklığımız. Onca makam, mansıptan sonra tekrardan üniversiteye başlamış, bölüm ikincisi olmuş kendine bir mecra oluşturmaya çalışıyordu. Haline bıraksalardı; hal’e, yol’a kordu!
Bir kaç hafta önce, her an dava onanabilir; tekrardan içeri girebilirim, haberin olsun dedi. Çıkmayı düşünmüyor musun, dedim? Dudağını bükerek bilmem, dedi! Her şey tamamdı ama; bir şeyi kendine yediremiyordu. Çıkarken yakalarlar ve de ben mahcubiyet be aşağılanma yaşarsam bunu ömrümün sonuna kadar unutamam, gelirlerse beni evimde bulsunlar, diyordu. Başım dik, alnım açık. Seni haksız yere asıyorlar diyen eşine cevaben; haklı assalar daha mı iyi diye cevap veren Sokrates gibi gitmek istiyordu; Asil ve onurlu.
Tarihe not olsun.
Yorum bırakın