Ömer Dündar

Ülkeden çıktığım günden beri bir şeyler karalayıp, hayata dair olabildiklerimi paylaştım. Her birini ayrı ruh dünyasında karaladığım; gerekli, gereksiz kafamı yorduğum, kendimi üzdüğüm, acımadığım hallerimin olmayışlarını yazdım. Başarıyı, başarmayı yazmak gibi bir adetim yoktu. Orda mutluluk var. Onu herkes görür ve bilir. Asıl kimsenin görmediğini, duymadığını, bilmediğini yazdım. Onun adı; hüzün, hicran ve mağlubiyetdi.

***

Ömer Dündar, insan. Onu ifade edebilecek en yerinde kelime; insan. Ben dışarı çıktığımdan beri; O içerde. On buçuk sene vermişlerdi. Beş’i bitti. Biten gün ömürden, bedenden, psikolojiden, insanlıktan. Sadece saat’in aktarıp döndürmesi değil; akreb’i, yelkovan’ı. İnsan olmanın verdiği fıtri özelliklerin bünye üzerinde ki karşılığı. Ruh’un derinliklerinde bulunmayan çözülüşü. Belki de saatler kaç tane pil tüketti. Akrep, yelkovanı kovalamaktan usandı, yoruldu! Zemberekleri eskidi, çarkları birbirine sürtünmekten aşındı. İnsan da böyle; usanıyor halinden. Çarklar birbirine sürttükçe düşünceleri, anlayışı bir, bir değişiyor.İlk girdiği günlerde; bu gün, yarın çıkarız diyordu. Lakin; düşündüğü gibi olmadı! Beklediği gün bir türlü gelmedi. Can usanıyor ve usandı. Biz ömrümüzü kayb ettik bari çocuklar kaybetmesin diyordu. Naif, kibar insan. Kız’ı baş, göz edin; oğlan’ı everin diyordu. Biz yandık, onlar bari yanmasın. Ahhh Ömer abi ah. Başkalarını düşünmekten ne kendini ne de çocuklarını düşünmeye vakit bulabilmişti. Ömer abi’den de böyle cümleler duymak; ayakta durmakta zorlanan motivasyonumu yerle bir etmeye yetti. Neyleyim? Halimiz buraya geldi! Biz yanmaya gelmişiz bu dünyaya. Yanmakta huzur bulduğumuz da malesef çok su götürür.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın