Berkay

Zil çaldı. Hazırlanan yemeği almaya gelmişlerdi. Oğlum, annesine söylemişti. Anne, abiler’e bir iftarlık hazırlasan. Paşası’nın isteği annesi için emirdir elbette; tamam kuzum diyerek kollarını sabahtan sıvamış, üç çeşit yemek, salata, tatlıyı servise hazır hale getirmişti. Hazırlanan yemekler’in sahipleri gelmiş, çıkınlar hazırlanıyor, getirilen kaplara yemekler aktarılıyordu. Yemeklerin teslim edilme süresi uzayınca kimler gelmiş diye bir bakayım diyerek kapı’nın önünde duran gençler’e hoş geldiniz dedim. Bizim Eyüp ile kızıl saçlı, mahcup, biraz da utangaç haliyle bir delikanlı. Biraz lafla takıldıktan sonra yemekler hala teslim edilmeyince; hele içeri buyrun deyi verdim. Kızıl saçlı delikanlı da mahcub haliyle içeri geldi. Pek te memnun değildi benim konuşma şeklimden. Benim gibi kaba birinden kim memnun olabilirdi ki? Haliyle o da memnun olmuyordu. Sohbet ilerleyip konu yazı yazma bahsine gelince gözlerinin rengi değişti. Meğer; o da yazmayı seviyormuş. Bir kaç karaladığım yazılardan okuyunca, yüzünde tebessümler açmaya başladı. Kendini daha bir yakın hissetmeye başlamıştı. Söz, muhabbet derken adın neydi senin diye soru verdim? Berkay dedi! Yine o garip bakışlarımdan birini atıp, senin; anan, baban kim ne iş yaparlar da sana bu ismi koydular dedim. Şaşkınlığımı gizlemeyerek. Kızıl saçlı delikanlı da farkındaydı. Bizim çevrede bu ismin kullanılmadığını bilyordu. Hakim, savcı, kaymakam falan mı yoksa diyerek; yarı şaka yarı ciddi gülerekten sordum. Birinci dediğin abi deyiverdi kızıl delikanlı. İşte o zaman balta’nın taşa geldiğini anladım. Annesi’nin onbir ay yattığını söyledikten sonra, ya baban deyi verdim. O çıkmadı abi. Kaç senesi var, kaç sene verdiler ki diye eklediğimde? O’na cenneti verdiler dedi. O anda buz kestim. Her ne kadar ortamı yumuşatmak istesem de; üzdün be delikanlı deyi verdim. Başka da bir şey diyemedim…

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın