Hayatım’ın son iki buçuk senesinde yaşadığım çalkantılı ruh halimi birebir ortaya koyan bir kitap okudum. Nietzsche ağladığında! Breur ve Nietzsche’nin yaşadıklarıyla birebir örtüşen aynı olay. Bir kadına tutulmak! Yazarken bile korkuyla yazıyorum. Son iki buçuk senede yaşadığımı ömrümün hiç bir döneminde yaşamamış biri olarak. Bir kadına, ben de tutuldum. Belki de aynı onlar gibi kafamda oluşturduğum hayallerle. Beyin menfezlerimde fazlaca mesai ayırmakla. Benimde ki güçsüzlüğü onunla tamamlama isteğiyle. Veya bunlardan ayrı aklıma gelmeyen veya aklımın almadığı bilumum sebeplerle. Tutuldum! İsteyerek mi yaptım, istediğim bu muydu? Bilemeyeceğim. Tutulmasa mıydım? İyi olurdu aslında ama; bazan hayat sizin istediğiniz şekilde yol almıyor. Yolunuza kimin çıkacağına siz karar veremiyorsunuz. İnsan’ın yaşayabileceği en ağır tecrübelerle sarsıldım. Hakaretler’in en ağırıyla aşağılandım. Fakat; gel gör ki bir türlü kendimi alamıyor; olan bitene mutlak surette uygun bir kılıf bulup, tutkunluktan vazgeçemiyordum. Yazıda ki geçmiş zaman kipine bakılınca vazgeçtiğim veya bitirdiğim anlamı çıkıyor. Nerdeyse!
Breur’un, Bertha’ya; Nietzsche’nin, Salome’ye karşı duyduğunun ölçü olarak altında değil belki fevkinde ben de, ……..’a duymuştum. Bu ismi yazarken bile öyle zorlanıyorum ki. Böyle bir yazıyı ilk defa yazdım. İlk defa kendime bunları yazma müsadesi tanıdım.
Romanda en çok benzediğim Nietzsche idi. Kendime o kadar yakın hissettim ki. Bazan çok üzüldüm.
Bir kaç kitabını okuyacağım nasip olursa. Yalnız bilge’nin…
Yorum bırakın