Biraz komik, bir o kadar da ciddi görünen dünyaya geliş sebebi ve gideceğimiz yerde ki büyük hedeflerden (erkekler için) biri olan “kadın” meselesi. Bunu eşimle bazan konuştuğumuzda kendimi tutamam gülerim. Erkekler’in düştüğü içler acısı durumu gördükçe (ben de bir erkek ırkındanım). Adem’in, İnsanlığın dünya’ya gönderiliş sebebine katkıda bulunan Havva ile atmosferden intikallerinden bu güne kadar yaşanan erkek, kadın ilişkisi ana gündem olmuştur insanlık tarihinin. Zeka ve anotomik yapıları itibariyle her zaman erkekler’in akıllarıyla alay etmişlerdir. Bir tebessümlerine dağlar yerle bir edilmiş, gözlerinin hatırına çöller’e düşülmüş kadınlar. Fakat aynı kadın; dağlar delinirken belkide evin’in cam kenarında kahvesini yudumlarken; hâlâ gelmedi mi su? Diye olsun aklına bile getirmiyordu. Umurunda değildi. Robusta çekirdeğinden elde edilmiş kahve aromasının tadını çıkartıyordu. Çöllerin kumları boğazında kurum bağlayan Mecnun’un hâli, Leyla’nın aklına bile gelmiyordu. Bunları eşim’e anlatırken hep gülüyorum. Cennetten çıkış sebebimiz de, girmek için gösterdiğimiz gayretin de bir tarafında hep sizin ırk’a olan düşkünlüğümüz yatmakta. Çok komiğime gidiyor bu hâl. Kadın, dünya’da da kendini kazanılması veya hak edilmesi gereken bir kazanım olarak görüyor. Kendini hak etmediğine inandığı bir erkeğe, asla tebessümün en küçüğünü bile göstermiyor.
Anadoluda ki anlayışa göre ev’in eksiği olarak görülen kız, güçsüz adl edilen varlık, halbu ki hiçte görüldüğü veya adl edildiği gibi değil! Eksiklik veya güçsüzlük olarak görülen kas eksikliği aslında onların zeka sistemlerine aks etmiş durumdadır. Kas gücü sadece amelelerde işe yarayacağından dolayı sosyal hayatta hiç bir eksiklik hissetmiyorlar. Haddi zatında gayet te başarılı ve güçlüler.
Yorum bırakın